İndeksler

The Philosopher’s Index
CiteFactor Academic Scientific Journals
Akademi Sosyal Bilimler İndeksi
European Reference Index for Humanities and Social Sciences
Journal Factor
EuroPub Index
Index Copernicus International (ICI)
Scholar Article Journal Index
Directory of Research Journals Indexing (DRJI)
Advanced Sciences Index (ASI)
Cosmos Impact Factor
Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

35. Sayıda Editörden;


İroni, bir şeyin tersini söyleyerek söylenmek isteneni dolaylı olarak ve daha etkili
biçimde başkasına aktarma biçimidir. Sokrates de düşüncelerini ortaya koyarken çoğunlukla
ironiye başvurmuştur. Sokrates, “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesini
kullanırken gerçekten hiçbir şey bilmiyor muydu? Yoksa Sokrates bilgeliğinin derinliğindeki
mütevaziliği mi ortaya koymaya çalışıyordu? Kierkegaard, Sokrates’in felsefesinde ne kadar
derinleştiyse hiçliğe doğru o kadar ilerlediğini söylemiştir. Hiçliğin söz konusu derinliği
aslında ironinin derinliğidir. Sokrates çoğu diyaloğunda karşısındaki kişilere sorular sorarak
sonuca ulaşılmamış problemlerle yani ironiyle baş başa kalmıştır. Çünkü o, cevaplardan çok
soruların peşinde olmuştur. Aslında birçok şeyi herkesten daha iyi bilmektedir ancak bilginin
sınırsızlığı karşısında bildiklerini hiçliğe indirgeyecek kadar da mütevazidir.
Bilgiye erişimin kolaylığı ve bilgi çokluğu insanın önceliklerini yeniden
belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Doğrudan eriştiğimiz bilgilerin mutlak
doğruluğundan ziyade kısmi doğruluğunu bile öne sürmek gittikçe zor hale gelmiştir.
Dolayısıyla günümüzdeki bilginin sınırsızlığını Antik zamanlarla karşılaştırdığımızda ifade
ettiğimiz düşüncelerin kesinliğinden ne kadar emin olabileceğimizi de ironi sayesinde bir kere
daha düşünmek gerekiyor. Ne kadar sınırsız olsa da çağrışımı kısıtlı sözcüklerle ifade edilen
düşüncelerin peşinden gitmek bir anlamda yaşamın her anında edindiğimiz bilgide gizlenen
ironinin üzerine örtmek anlamına gelecektir. Yine Kierkegaard’ın doktora tezinde öne sürdüğü
üzere ironiye ulaşıldığında ironi kendiliğinden yok olmuş olacaktır.
tabula rasa yeni bir sayıyla karşınızda. Bu sayıda ilk olarak Prof. Dr. Mevlüt
ALBAYRAK’ın kaleminden “Hafıza Olarak Yeryüzü Mirası Olmuş Olanın Düşünceye
Daveti” adlı çalışmasıyla karşınızdayız. Bu sayıda yer alan bir başka çalışmada Dr. Öğretim
Üyesi Mehmet EVREN ‘in “Jean Jacques Rousseau’da Bilim ve Sanatın Yeri” adlı makalesi;
Prof. Dr. Metin YASA’nın “21. Yüzyıl Ve Mevlana’dan Vefasızlık Üzerine Kimi Uyarılar”
adlı çalışması; Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Çiğdem KOCAMAN’ın “Kuçuradi Felsefesinde
İnsanlaşma Sorunu Olarak Eğitim” adlı makalesi; Dr. Öğretim Üyesi Nihat DURMAZ’ın
“Theaitetos Diyalogunda Platon Ve Protagoras Arasındaki İlişkiye Dair Bir Değerlendirme”
adlı makalesi ve Öğretim Görevlisi Alperen ALBAYRAK’ın “Pandemi Sonrası Yeni Kent
Anlayışı” adlı kitap tanıtımı yer almaktadır.
Yeni sayıda tekrar buluşmak dileğiyle…
Editör Yardımcıları
Muhammed Toprak & Eyüp Can Yüksel

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Editör’den

Editör’den…

“Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır.” Aristoteles “Kendini bilmek” olarak ifade edilen tam erdem, sadece bireyin kendi deneyimiyle değil aynı zamanda onun deneyiminin, içinde yaşadığı toplumun diğer bireylerinin deneyimleri ile buluştuğu ortak değerler alanıyla anlamlandırılmışsa gerçeklik ve değer kazanır; ve de görünür olur. Bu açıdan “kendini bilme,” “haddini bilme”dir denilebilir. Kullandığımız kelimelerin, davranışlarımızda, insanlarla ilişkilerimizde, kısacası hayatımızda bir görünürlülüğü yoksa, anlamı da yoktur. Gündelik hayatımızda, çoğu insanın erdemsizliklerden, adaletsizliklerden, tembelliklerden rahatsız olduğuna; aynı zamanda da erdemi, adaleti, çalışmayı, emeği önemsediğini dile getirmesine sık sık şahit oluruz. Ancak kabaca bu insanları gözlemlediğimizde, aslında rahatsız oldukları bu şeylerin kendilerinde vücut bulmuş olduklarını görürüz. Dolayısıyla öznesi bu tür insanların olduğu cümlelerde yer alan erdem, adalet, emek gibi kelimeler, nominaslistlerin diliyle söylersek, gerçekliği olmayan sadece ağızdan çıkıp havada uçuşan sesler veya anlamsız boş sözler haline gelmiş olacaktır. Aynı şekilde bilgece tutumu ve yaşamı ifade eden “kendini bil” de sadece kuru sözcükler içine hapsedilirse, o zaman felsefe pratik hayatta hiçbir karşılığı olmayan sadece insanların hoşuna gidecek “yaldızlı sözler” söyleyerek vaaz etme haline dönüşecektir. Ancak felsefe, hakiki bilmenin kişinin kendisinde hakiki eyleme dönüşmesidir. “Kendini kuru sözle değil işle ve eserle” anlatmadır. “Kendini bilme” dediğimiz şey de budur. Felsefenin öyküsüne baktığımızda “kendini bil”i yaşamının tek gayesi edinmiş ve bu gayeyi gerçekleştirmiş “kendi bilen” adını alan örnekleri görebiliriz. Bunlar arasında Herakleitos “kendi kendimi araştırdım,” Montaigne “benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir” diyerek bir anlamda aslında felsefenin kendini bilmek ve öğrenmek olduğunu gözler önüne seren tarihsel örneklerden sadece ikisidir. Asıl felsefe de bize kendimizi, yani “yaşamayı öğreten felsefe”dir. Bu öğrenme, ömür boyu sürecek olan bir öğrenmedir ki, Michelangelo’nun 87 yaşında söylediği, “hâlâ öğreniyorum” iki kelimeden oluşan bir hakikattir. Bu sürekli öğrenme sürecimizde, felsefenin biz insanlara her zaman “yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.” Felsefeyi bu şekilde anlamlandıran ve anlamları kendine ilke edinen tabula rasa’nın her zaman yeni şeyler söyleme çabasındadır. Bu çabasıyla yayın hayatına devam eden tabula rasa’nın bu sayısında, Prof. Dr. Mevlüt Albayrak’ın kaleminden “Hayatın İçinde Olarak Tanrı/Allah ve Hayat: Besmele ve İnsanın Etik-Estetik Oluşum Resmi” yazısıyla başlıyoruz. Albayrak bu çalışmasında, Tanrı’nın insan ile olan bağını, İslam düşüncesinin merkezi konumunu oluşturan “besmele” üzerinden bir tanımlamaya çalışmaktadır. Bu sayıda yer alan bir başka çalışma da Doç. Dr. Kevser Çelik’in tercümenin, dil ve felsefe ile olan bağını ve karşılıklı temaslarını ele alan “Dil, Tercüme, Felsefe” adlı makalesi; Dr. Öğr. Üyesi Adnan Esenyel’in, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ını takip ederek, istemelerini, arzularını ve seçimlerini özgürce hayata geçiremeyeceğinin bilincine varan yeraltı adamının düştüğü çelişkili varoluşu irdelemek ve böylece determinist öğretilerin kabul edilmesi güç olan pratik sonuçlarını anlaşılır kılmayı amaç edinen “Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ında Zorunluluk Bilinci” adlı makalesi; yine Dr. Öğr. Üyesi Hacı Kaya’nın mantık biliminin, sosyo-kültürel dil yapılarını aşmaya çalışmaktan kaynaklı problemlerinden biri olarak belirsiz ad ve filler üzerine olan “İslâm Mantık Geleneğinde Belirsiz Ad ve Fiiller Üzerine Bir Soruşturma” makalesi; Ar. Gör. Beyza Nur Çavuş’ın beyin-bilinç ilişkisini açıklamaya çalışan çağdaş felsefi kuramları ele aldığı “Kimi Nörolojik Veriler Işığında Beyin-Bilinç İlişkisi II” adlı makalesi; Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Zafer Esenyel’in edebiyat ve felsefe üzerine eğitim almış İspanyol düşünür Miguel de Unamuno’nun varoluşçuluğunu gerçeklik problemi bağlamında değerlendirmeye çalışan “Kurgudan Gerçekliğe, Gerçeklikten Kurguya: Sis Üzerine Varoluşçu Bir İnceleme” adlı makalesi; Muhammed Karamolla’nın geleneksel metafiziğe mesafeli duruşuyla bilinen Ludwig Wittgenstein (birinci dönemi) ve William James’i karşılaştırarak metafiziği değerlendirme biçimlerini ele alan “Metafizik, Wittgenstein Ve James” adlı makalesi yer almaktadır. Ayrıca tabula rasanın daha önceki sayısında yayınladığımız iki makale, Prof. Dr. Nazmi Avcıve Damla Topçu’nun Isparta’nın Akkent Mahallesi’ndeki TOKİ konutları örneğinden hareketle TOKİ konutlarında yaşamanın sosyo-kültürel yapı üzerindeki etkilerini ortaya koymaya çalıştıkları “Toki Konutlarında Yaşamanın Sosyo-Kültürel Yapı Üzerindeki Etkileri (Akkent Mahallesi Örneği)” adlı çalışması ve insan hayatında önemli bir yere sahip olan televizyon, cep telefonu, bilgisayar gibi teknolojik cihazların, kültürel deformasyonda ve toplumsal değerlerin yitirilmesinde nasıl bir etkiye sahip olduklarını göstermeye çalışan “Kültürel Deformasyonda Teknolojinin İzleri” adlı çalışması, düzeltilmiş biçimleriyle yeniden siz okurlarımıza sunulmaktadır. Yeni sayıda tekrardan buluşmak dileğiyle…

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Editörden;

Zaman… Zaman öğretmeye devam ediyor. Bize sevgiyi, üzüntüyü, huzuru ve dünyadaki bütün duyguları gösteriyor. Bazen zaman içinde kayboluyoruz, kendimizi unutuyoruz. Günler geçtikçe yarınlar dün oldukça bunun farkına varmayı başarıyoruz. Öğrenim sürecinde insanın en büyük öğretmeni zaman olmaya devam ediyor. Her geçen vakitte yeni ama bir o kadar da üzüntüyü öğrenmeye devam ediyoruz. Bu öğrenmelerin belli bir akış ile devam etmesi öngörüsüz bir yarının habercisidir. Akışın içerisinde olmakla ona uyum sağlayıp zaman seline kapılmadığımız an kendimiz için bir ilerleme içerisindeyiz. İnsan zamanla öğrenmek için kendini bıraktığı andan itibaren bir kayboluşa sürüklenmeye başlar. Durumun farkında olup zamanla öğrenmeye, sürecin devam ettiğinin farkında olup ona eşlik etmek dileğiyle…

tabula rasa bu sayısında; Ar. Gör. Beyza Nur Bayat’ın kaleminden; “Kimi Nörolojik Veriler Işığında Beyin-Bilinç İlişkisi Üzerine Kısa Bir Tartışma I.”; Prof. Dr. Nazmi Avcı & Damla Topçu’nun kaleminden, “Toki Konutlarında Yaşamanın Sosyo-Kültürel Yapı Üzerindeki Etkileri (Akkent Mahallesi Örneği).” Prof. Dr. Mevlüt Albayrak ’in, “Politika-Sız Dil, Estetik-Siz Söz “Medeniyet Dili Olarak Türkçe”. Prof. Dr. Nazmi Avcı & Damla Topçu’nun, “Kültürel Deformasyonda Teknolojinin İzleri”. Prof. Dr. Metin Yasa’nın, “Savaş Ve Barış Durumu: Nedenler, İstençler Ve Benlikler Üzerinden Bir Tartışma.” Prof. Dr. Nazmi Avcı & Fırat Şirin’in, “Sosyolojik Açıdan Dünden Bugüne Siverek Karakeçilileri’nde Değişim.” Doç. Dr. Mehmet Fatih Doğrucan’ın, “Eleştiri Yazısı.” ve Ersin Afacan & Prof. Dr. Nazmi Avcı’nın “Sporun Felsefi Boyutlarının Değerlendirilmesi.”, kaleme aldıkları eserler ile iyi okumalar.

Editör Yardımcısı

Mustafa MERCAN& Eyüp Can YÜKSEL

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Editörden..

Söyleyemedim

Sensiz geçen günleri

Sensiz geçen geceleri

Bir sonbahar akşamını

Bir kış gecesini

Bir ilkbahar esintisini

Bir yaz sıcağını

Söyleyemedim

Ne kadar uzak olduğunu

Bana ne kadar yakın olduğunu

Benim için şarkı olduğunu

Bir şiir olduğunu

Söyleyemedim

Bir şiir insanın başlangıcı mıdır? Bitişi midir? İnsanın içindeki bir sevinç, bir hüzün, bir ayrılık, bir kavuşma mıdır? Şiirler insanın içindekileri döktüğü yerdir. Her mevsimde insanın içindeki duygulardır şiir. Duyguların etrafa dökülmesidir.

Her sayı yeni bir dünya sloganımızın hakkını vermeye devam ediyoruz. tabula rasa’nın bu sayısında, Prof. Dr. Süleyman DÖNMEZ’in kaleminden; “Milliyetçilik üzerine Anlam Bilimsel Bir Çözümleme” yazısıyla başlıyoruz. Prof. Dr. Metin YASA “Felsefi Açıdan Kuran’a Bakış”, Prof. Dr. Mevlüt ALBAYRAK “Tercimeler ve Akademik Dünyamız? Ya Da Tercüme Felsefesi” ve “Modern Sanat Sistemleri: Estetik Tarihiyle İlgili Bir Çalışma I-II”, Cansel UZUN & Doç. Dr. Nurten KİRİŞ YILMAZ “Hegel ve Marx’a Özgürlük Düşüncesi”, Bülent İNCİ ve Cevdet YILMAZ “Teknoloji ve Kültürel Sürdürülebilirlik”, adlı eser bu sayımızın, okuyucularımıza sunmaktayız. tabula rasa bu sayısında sizlere Milliyetçilikten- Kuran’a, Estetikten- Teknolojiye, yeni bakışlarla huzurunuzda, diğer sayılarda olduğu gibi bu sayıda bilim dünyasına farklı açılımlar sağlayacağını ümit ediyoruz. Yeni Sayıda en kısa sürede buluşmak dileğiyle…

Editör Yardımcıları
Eyüp Can YÜKSEL & Mustafa MERCAN

Uncategorized kategorisine gönderildi | Yorum yapın